LEK KÖYÜ VE SOYUNUN TARIHI(4)

 ÖNEMLI NOT´LAR

Özelikle sözlü tarihimizi irdelerken,yazıli secaremiz (Soyağacı)titizlikle korunup 1970 yılarda Rahmetli büyüğümüz haci Ağa Balık torunu Tayyar Balık,a teslim etmiştir,fakat Tayyar bu emaneti kaybetmiştir.Yine ayni yıllarda Mir Ahmet Bayat´ın Ankarada kütüphanede soyumuzla ilgili bulup getirdiği kitap kaybetmişlerdir.

Bizlere aktarılan evsaneye göre atalarimiz Kassit´ler M.Ö 3000lerde etnik bilinci yükselen ikinci büyük gurup, Aryen kökenli olanlardir.Bölgede çok güçlü aşiretçilik bilincine sahiptirler KASSIT´LER, daha çok kuzey ve doğu dağlık alanlarından gelen Sümer kentlerinde yaşayan kesimdir zaman zaman güçlerini birleştirerek hanedan değişikliklerinde önemli rol oynamişlardir. M.Ö 1595te Mitaniler ve Hititlerin babili istilalarinda Kassitlerin rolunde bahs etmek mümkündür. Bürokrasi ve kültür alanında kendilerine göre bir ekol yaratmişlardir.
Bunlarin izlerine tarihte iran kökenli vezirler olarak Abbasi imparatorluğunda Barmekiler, Selçuklu imparatorluğunda Nizam-ül Mülk´ün vezirliğinde tanik olmaktayiz.

Osmanlı imparatorluğunda ise daha çok Bermekiler Çabakçur (Bingöl)Beyleri olarak izlerine rastlanmaktayiz.

Günümüze aktarıla gelen bilgiye göre,Bermekiler ön Abbasi devletinin kurulmasinda önemli rol oynamişlardir ve uzun yilar vezirlik yapmişlardir isim olarak şu şekilde sıralayabiliriz Bermek, astronomi ve tıp ilimlerinde yetişmiş bir kimseydi. sonra Bermek’in hekimliğinden istifade yoluna gidildi. Bermek Şam’a götürülüp sarayda hekimlik yaptı. Bermek’in Müslüman olan oğlu Halid, Ebu Müslim Horasani'nin maiyetinde bulunup, Abbasi Devletinin kurulmasında büyük gayret gösterdi. Bu sebeple, ilk Abbasi halifesi Ebü’l-Abbas-es-Seffah onu önce baş katipliğe, sonra Beytülmalin idaresine ve daha sonra da vezirlik makamına tayin etti.
Halid’in oğlu Yahya,17 yıl Vezirlik yapti
Yahya´nin kardeşi Fazıl 5 yıl vezirlik yaptı
son vezir olan Yahya oğlu Cafer´dir
Yahya oğlu Cafer 803 senesinde öldürüldü. Cafer’in babası Yahya bin Halid ve kardeşleri Fazıl, Muhammed ve Musa hapsedildiler. Yahya 804, Fazıl 805 senesinde hapisteyken vefat ettiler.

Mukaddime adlı eserinde İbni Haldun da Bermekiler’in düşüşünü şu şekilde açıkliyor, Abdullah bin Abbas’ın torunu, Muhammed’ül-Mehdi (775-785)’nin kızı ve Harun Reşit’in de kızkardeşi olan Abbase’nin Bermekiler’den Cafer b. Yahya b. Halid’le evlendiğine işaret eden İbn Haldun, tarihçilerin Harun Reşit’in Bermekiler’e yaptığını Abbase-Cafer ilişkilerine bağladıklarını (Arap-olmayan soydan birinin bir Arap’la evliliğinin kabul görmeyişi), ama bunun yanlış olduğunu yazmaktadır. Ona göre Bermekoğulları’nın başına gelenler aslında onların devlete egemen olmaları, hazine mallarına el koymalarından dolayıdır.

802 yılında ansızın Bermekiler’i yerlerinden etmeye karar veren Harun Reşit, 803’te Yahya’nın oğlu olup henüz otuz-yedi yaşında bulunan Cafer’i astırır, El Fazl ve diğer kardeşlerini ise tutuklar. Babaları Yahya da gözaltına alınır. Bermekiler’den dokunulmayan tek kişi Halid’in oğlu Muhammed’dir. Gerisinin mülklerine el konulur.

Dikatımı çeken en önemli nokta Bermek ailesinde Muhammed ve Müsa kardeşlerdir, yine tarihçilerin idiasina göre dokunulmayan tek kişi Halitin oğlu Muhammed´dir.
Bu nokta idiamizi doğruluyor niteliktedir, çünkü Fes,Mes ve kiliç Muhammed´ten kalmiş idiamiz var.
Bilindiği gibi Ziyaret olarak kurumlaşan Fes(sarık)Karakoçan Golan köyünde Çori-bori Ailesine korunuyor.
Mes Bingöl merkezde Mutevelizade(Aydoğdu) ailesine ve Sancak Lek köyünde Lekağasi ailesinde korunuyor.
Kılıç(Şur)ise hakinda hiç bir bilgi yok, Karacadağ(Qerejdax)bölgesinde olmasi büyük ihtimaldir.

Yine çok önemli bulduğum Şerefnamedeki Çabakçur beyleri Bermekilerin seceresidir,ve İdrisi bitlisinin Yavuz sultan selime gönderdiği mektuptur.
Şeref han Hançuk´taki Bermekilerin atalarinin ismi Şu şekilde sıraliyor.

Sıwedi Beyleri (Genç ve Çepakçur Beyleri) (Serefname)
Şerefname’nin Arapça çevirmeninin yaptığı düzeltmeye göre, bu beylik Haçlı istilası sırasında Surek (Siverek)’ten göçüp gelen Sıwedi aşireti ile Bermek-oğulları tarafından Genç ve Çebakçur’da kurulmuştur. Bermek-oğullarından oldukları söylenen emirleri Şerefname’de şöyle kayddedilmektedir.
Genç Kolu: Şeyh (Bermekiler’dendir), Mir Şahab, Celal, Muhammed, Fahreddin, Hasan, Fahreddin II , Ebdal, Sübhan. Muhammed , Maksut, (Bermek-oğulları’na mensup olup Akkoyunlu Uzun Hasan tarafından “Hançuk ve Çebakçur beyliği”ne getirilmiştir Süveydî Beyleri Abbasi halifelerinden Harun Reşit zamanında Bağdat ı terk ederek Genc e bağlı Hançuk[8] denilen bir yere yerleşerek bu bölgede hakimiyetlerini kabul ettirdiler. Bu beyler zamanla çevrelerini genişleterek Çapakçur, Meneşkurd,[9] Genç, Hancuk, Ağçe Kale[10] ve mülhakatındaki diğer bölgelerde de hükmünü icra ettiler. Çapakçur emirleri bölgedeki aşiretler arasında büyük nüfuza sahip cesaret ve yiğitlikleriyle ün yapmışlardır. [11]

Sıwêdi Beyleri (Serefname)
Şerefname’nin sözünü ettiği bir rivayete göre, Sıwedi (Minorsky’de Suwaidi) aşiretinin orijini Muhammed’in sahabelerinden “Esved” adında birine dayanmaktadır. Genç ve Çebakçur’a Medine-Şam arasındaki Süveyd köyünden gelmişlerdir. Şerefname’yi Farsça’dan Arapça’ya çeviren M.A.A, bu rivayeti yanlış bulur. Sıwedi aşiretinin Genç-Çebakçur yöresine Haçlı istilaları sırasında Haçlılar’la ittifak halindeki Ermeniler ve Rumlar tarafından işgal edilen Siverek Kalesi’nden geldiğini, asıl adının da Surek (Siverek) olduğunu not eder. Şerefname bu aşiretin reisleri de olan Genç-Çebakçur beylerinin orijin olarak Sıwedi aşiretinden olmadıklarına dikkat çeker. Şerefname’nin aktardığı bilgilere göre bu beyler erken Abbasi halifelerine vezirlik yapan ve Bermekiler olarak bilinen ünlü eve mensupturlar. Harun Reşit döneminde bu eve yönelik kırımdan dolayı Bağdat’tan kaçarak Genç’e bağlı Hançuk’a, Genç ve Çebakçur’daki Sıwedi aşiretine/aşiretlerine sığınmışlardır (Ama, M.A.A’nın açıklaması Sıwedi aşiretinin o tarihte henüz Genç’te olmadığına işaret eder. SC). Şerefname’ye göre Bermeki evine mensup sığınmacılara Hançuk ve Çebakçur beyliğini veren Akkoyunlu Uzun Hasan’dır. Safeviler döneminde Genç ve Çebakçur yönetimi Safeviler’e, kısmen de Pazuki aşiretinden Çolak Halit’e geçer. Çaldıran yenilgisinden sonra buraların yönetimi geri Bermeki soylu eve devredilir....

Bu kabilenin Golandaki kolu olan Çori-bori ailesinin araştirmalarina tesadüf ettim, Sayin İsmail Aydın,ın munzur dergisinde Seyfi moxundu ile yaptığı raportaj gerçekten içler acisidir, ortak noktamız sadece Abbasi devletinden ve Muhammed isminden bahs edişidir birde Çoro-bori evsanenin anlatimidir, malesef verdiği mülakaatta mezhebi bir tutum sergilemekten öteye gitmemiştir.
Amacimiz bu ünlü evliya olan atamizi tesbit etmektir,yaksa din yada mezheb temelinde buluşmak deyildir,şayet orayi araştiriyorsak Bermek zerdüşt dininden islamiyete geçmiş ve bir çok zerdüşt kurallinida islam dinine aktarmiş,örnek verirsek ,İslam alimleri, Kadir gecesi dışındaki gecelerin kutsallığı konusunda ne Kuran’da ne hadislerde kesin bir bilgi olmadığını,geri kalan kandil geceleri Bermekilerin zerdüşt inancindan islamiyete aktardiklarini idia ederler.
Belkide bu nedenledir kabilemiz her kesimle uyum içindedir,bu ailenin yöneticisi olduğu bölgede hiç bir zaman mezheb çatişmasi yaşanmamiştir.
Araştirma yaparken babadan oğula aktara gelen bilgileri zevkimize göre deyil mantikli bilgi ve tarihi belge izini sürmeliyiz.

Yine Yoğun ağaç vikipedi de yayinlanan bir idia var.
En fazla 400 yıl önce ayni evden ayrilan kardeşler nasıl olur biri Bermeki ailesinden Seyid Muhammedin torunlari olur, Golandakiler Harzemşah´ın torunlari olur, ikimizden birisi yanlış iz sürüyor demektir bu görüşe katilmak mümkün değil.
Bu kabilenin Kürt olduğunu büyük ihtimalle Zaza olduklarini kesin gözüyle bakiyorum, Harzemşahli ve türt olduklarini idiasinda bulunanlar kanitlamak zorundalar yoksa tarihi saptirmiş olurlar.
Eğer beşyüz yıl önce kabilenin tümü zazaca yada kurmanci konuşuyorsa bu gün Türklük idiasi bence gerçeğe çok uzaktir.

Bingöl kanadindada Abbasi devletinde vezir olduklarından dolayi Arap´lik idiasi var, bu sadece islamiyeten dolayi Arapliğa duyulan bir özentidir, aslinda hiç bir gerçek payi yoktur.

Bu notlari düştükten sonra, ardindan Çoribori ailesinden Aziz Aytac,Ismail Aydin ´in ortaya atiklari idialari yaziyorum.

Yasin B.
DERSİM'DE BİLİNMEYEN BİR EVLİYA: " ÇORÎBORÎ"
Seyfi MUXÛNDÎ
Alevi Kürtlerde "Pir"ler önemli bir yer tutarken Dersim'de, yanısıra "Jarr/Jarre" (ziyaretler) de önemli bir yer tutar. Tarıq (ewliya/evliya)'ın, bu ziyaretler arasında önemli bir yeri vardır. "Tuba Ağacı"ndan olduğu söylenen Tarıq'ın boyunun genellikle yedi boğum uzunluğunda olduğu söylenmekte­dir. Tarıq'ın, dalının kökleri gökte, kendisi aşa­ğıda olduğu, Ali ile Kamber'in yolculuğu sıra-sınde elde edildiği rivayeti sık sık anlatılmakta­dır. Ancak, genellikle bütün Tarıq'ların (ewli-ya) "Tuba" ağacının dalından olmasına rağmen, bu özellikleri taşımayan, "Tuba" ağacından olmayan bazı evliyalara da rastlamaktayız. İşte bunlardan birisi de "Çorîborî" evliyasıdır. "Çorîborî", külahtır. Çorîborî törenine geç­meden önce, bu sözcük üzerinde durmak istedim.

Yöredeki bir Alevi Kürt'e, "Evvlîyayt Çorîborî çîye?" (Çorîborî'nin evliyası nedir?) diye sorduğumuzda, "Ewlîyaye Çorîborî kulike." (Çorîborî'nin evliyası külahtır.) karşılığını alırız. "Kulık" (külah) sözcüğünün açılımını yap­tığımızda karşımıza iki ayn anlam çıksa da, sonuçta aynı şeyi ifade etmekte birleşirler. "Ku­lık", Ku=kur (çocuk), Ku=kur (baş), ko=dağ,zirve, üst, tepe… lık=léke (giydir, bezetmek, dökmek), ku=lık (başa giy­dirmek veya başa koymak) anlamlarındadır. Diğer bir anlam da yine ilkiyle bir bakıma bü­tünleşmektedir. İnsanın zirvesi, doruk noktası başıdır. Kırmancki'de "Ko" (dağ) anlamındadır. Ku=ko (dağ, tepe), lık=giyme, "tepeye giydir­me" anlamındadır. Kofi kelimesi bu etimolojik temelde ortaya çıkmıştır.

Bir evliya adı olan "Çorîborî", kurmancki'de, "Çoribori" (zıkkım yiyin), (zıkkım ye) anlamındadır. Bu sözcük, Dersim'de, Kırmancki konuşan bir yörede bir evliyaya isim olmuşken, Kırmancki konuşan başka yörede ise farklı bir anlamı nasıl kazanmıştır?

Dersim kültüründe ağaç, dağ vb. bazen karşımıza evliya olarak çıkabilmektedir. Ancak, bu evliyalardan Tarıq, genellikle Pirlerin, Seyyitlerin ocaklarında bulunur. Alışılmış kuralın dışında da bazı evliyalara rastlamaktayız. "Çorîborî" de bunlardan biridir. (Geniş bilgi için bkz- Dilek Güleryiizlü, Tunceli (Pülümür), Erzincan (Çayır­lı) Alevilerinde Evliya Kültü, Munzur Dergisi, Sayı:10.)

"Çorîborî Evliyası" ile ilgili araştırmayı, değişik kaynaklardan yaptıktan sonra, bu ziyaretin soyundan gelen kişilere başvurup onların anlatımlarını da alarak tamamladım. Bu soydan gelenlerden ilki İsmail Aydın, diğeri ise Aziz Aytaç'tır. İsmail Aydın, bugün Adana'da oturuyor. Uzun bir süredir köyünden uzak kalmış olmasına, son yıllarda yapılan törenlere kısmen katıl­mamasına rağmen, tarihini en iyi bi­lenlerden birisi... Aziz Aytaç ise hâlâ köyü olan Golan ve Dep'de (Karakoçan'a bağlı) yaşamaktadır, dolayısıyla ziyaretle yakın bir ilişkisi vardır.

İlk olarak Aziz Aytaç'ın (55) anlatı­mını buraya alıyorum. Sonra, İsmail Aydınla yapılan röportajı aktaracağım. İki ayrı anlatım arasındaki fark bana ait değil, kaynak kişilerin verdiği bilgilerdir. Biz, sadece anlatılanları aktar­makla yetindik, görevimiz de buydu zaten... Anlatılanlar üzerine yorumlar, diğer evliyalarla benzer ya da ayrı özellikleri vs. başka bir makalenin ko­nusu olacaktır.

Aziz Aytaç'ın Anlatımıyla "Çorîborî Evliyası"nın Tarihi
"Çorîborî", Elazığ'ın Karakocan ilçesinin Dep köyünün güneybatısında bulunan Golan Kaplıcalarının da bulunduğu köy olan Golan Köyü'nde bulunmaktadır. Anlatımlara göre "Çorîborî"nin ilk sahibi Arap Ağa'dır. Arap Ağa'ya "Arap" denmesinin nedeni esmer olmasından dolayıdır. Ağalık unvanı ise, gerçek bir ağa olduğundan değil, hanedan (misafirperver) olduğundandır. Bugün ailenin unvanı "Ağay Awıs" diye geçer. Arap Ağa, Golan'a Paş1*"' köyünden gelir, yerleşir. Golan ağası, Arap Ağa'yı çok sevdiği için alıp yanına getirir. Zamanla Arap Ağa, çevrede önemli bir nüfuz sahibi olur. Geldiği yerde, kendi aşiretinden kimse olmayınca, kendi aşireti unutulur. Yerleştiği Golan'ın çevresindeki köyler "Hîzol" aşiretinden olduklarından, kendini Hîzol olarak görür, Hizol aşiretine tabi kılar.

Zamanla bulunduğu eski çevresinden 40 kişilik bir misafiri gelir. Gelen misafirler Kurmancki (Kırdaşki) değil.

(!*) Paş: Peri Nehri üzerinde, Baxîn Kaplıcalarından yukarıdadır. Paş, "arka" ve "yukarı" anlamındadır. Bir dönem Baxîn (Paxîn), başkent olması, Paş'ın da "Paşnta (arkada) olması önemlidir. Ayrıca, bazı anlatımlara göre Kurcs'in de ilk yerleştiği yerdir.

Kırmancki konuşanlardır. Akşam olur, misafirlere yemek hazırlanır. Hazırlanan yemek "Zırfet/Zırafet"tir. Lakin Zırfet çok küçük yapılmıştır. Görünüşte, ancak birkaç kişinin yiyip doyabile­ceği büyüklüktedir. Sofra hazırlanıp Zırfet ortaya konunca, ev sahibi misafir­leri sofraya buyur eder. Misafirler, bir­birlerinin yüzlerine bakarlar, biri "Çor borî" ("Zıkkım yiyelim" - Hani, bir şey yok, anlamında) der. Ama yine de yemek yenmeye başlanır. Kırk kişi zırfeti yerler fakat Zırfet bir türlü bitmez. Bu olay üzerine bu ocağın adı "Çorîborî" olarak kalır.

Sabah olunca misafirler yola çıkarlar. Çıkarken, misafirlerden biri, kapının önünde bulunan karasabanın demirini (gîsin) çalar ve hırkasının altına gizler. Yola çıkıp daha 100-150 metre gitmeden demiri (gîsin'i) çalan, olduğu yere yığılıp kalır. Ağzı eğilen, el ve ayaklan çarpık olan adam, arkadaşları tarafından Pamuklu'ya, Pir'e götürülür. Pir, okur üfler ama adam yine de iyileşmez. Bunun üzerine arkadaşları onu tekrardan "Çorîborî"ye getirirler. Arap Ağa, adamın ağzına mendilini sürer ve adam iyileşir. Bir söylenceye göre de başından "kulîk" (külah) çıkarıp adamın ağzına sürer. Bundan sonra, burası bir evliya ocağı olur. Mekânın adı "Çorîborî", köyün adı Golan olarak söylenmeye devam edilir. Golan, ismi­ni köyün aşağısından geçen Peri Nehri'nden alır. Peri, bu hizada oldukça durgun aktığından göl görünümündedir. Çevredeki göllerin de bunda etkisi vardır.

Ağzı eğilenler, cinlere çarpılanlar, karasevdaya düşenler, sara olanlar, kekemeler iyileşmek amacı ile her Perşembe'yi Cuma'ya bağlayan akşam buraya gelirler. O gece burada kalıp Cem törenine katılır, ertesi sabah Cuma günü evlerine dönerler. Ziyaretçiler gelirlerken, kendileri ile birlikte güçlerine göre niyaz, horoz, koyun vs. getirirler. Buraya, hem Kürtler hem Türkler, hem Aleviler hem de Sünniler de gelirler. Yörede, "Buraya herkes de Aleviler, Zazalar ve Türkler de gelirler".

Akşam olunca kurbanlar kesilir, yemekler hazırlanır. Yemekler yendikten, sofra kalktıktan sonra, ev sahibi töreni başlatır. Ev sahibi, dualar okuyarak evliyayı asılı yerden indirir, yeşil kefen­den çıkarmadan hastaların ağzına, yüzüne sürer, sürerken de bir yandan dualar okur. Olayın atmosferi ile ağlayan, bağıran, figan edenin çığlıkları adeta evi titretir. Külah, hastalara sürme töreni bittikten sonra, tekrardan kılıfa konup yerine asılır.

Cem töreninden önce, her cemde olduğu gibi mumlar yakılır. Tören bitince mumlar sır edilir. Dedeler dahil olmak üzere hiç kimsenin bu töreni yürütmeye yetkisi yoktur. Bu tören, ta­mamen ev halkına aittir. Oysa evliyası olan taliplerin, evliya törenini hanenin piri tarafından yürütülmektedir.

Ocağın sahibi olan Aziz Aytaç, "Bu yaşıma kadar (55) ne ben, ne de bir başkası 'Kulık'ı yeşil kefenin içinden çıkarıp bakmadım. Bir kere çıkarmayı düşündüm ama cesaret edemedim." dedi.

Öyle anlaşılıyor ki, şimdiye kadar kimse, kılıfından çıkarıp bakmamış. Yöre halkı da bunu doğruluyor. "Çorî borî”nin, görkemli dönemi 1970'lerin ortasına kadar devam etmiş. Bu dönem, İmam Hüseyin Aytaç'ın dönemidir. Bu dönemde ilgi çok yoğunmuş. İmam Hüseyin Aytaç ölünce, oğ­lu Ağa Aytaç ve Zeki Aytaç bakar. 12 Eylül'den sonra gerek çevredeki olaylar, gerek göçler ve köyde kurulan ka­rakol nedeniyle ilgi bir hayli azalır. Bugün Ağa Aytaç'ın hanımı Cemile Aytaç ile Aziz Aytaç bu töreni kısmi olarak yürütmeye çalışmaktadırlar.

İsmail Aydın in Anlatımı:
Not: Röportaj 2002 tarihinde yapılmıştır. Yer Adana Hacıbektaş derneği

(İsmail Aydın, (Elazığ-Karakocan (Dep), Yoğıınağaç (Golan) Köyünden. Aile lakabı: Aliye Zure'dır. Soyunun Arap Ağa (Çorîborî) soyundan geldi­ğini söylemektedir. 1339 (1923) doğumludur)

Seyfi Muxundî: Sayın İsmail Ay­dın, Çorîborî Ziyareti'nin ilk kurucula­rı hakkında bir ön bilgi verir misiniz?

İsmail Aydın: Dedemize "Mehmet Ağa-ı Kal" denir. Mehmet Ağa-ı Kal, Abbasi hükümdarlığı döneminde Ehli­beyt taraftarı olması nedeni ile sürekli harcanmak istenen bir kişidir. Mehmet Ağa'nın oğlu Arap Ağa, Abbasi ordusunda "Milazim-i Sani" rütbesi ile bir askeri komutandır. Bu özelliğinden do­layı, kolay yoldan harcanamaz. Zor ve riski yüksek olan bir uç beyliğine gön­derilir. Ayrıca, Mehmet Ağa'nın "Har-zem Şah" soyundan olması, okları da­ha da çok üzerine çekmesine yetmiştir. Dönemin Abbasi Halifesi Harun Reşit, Arap Ağa'yı, Kızıl Kilise'yi fethetmesi için yollar. O güne kadar bu kale kolay zapt edilmemiş. Hatta gelenler de yeni­lerek geri dönmüşlerdir. Kızıl Kilise, o dönemde Pontus-Rum egemenliği al-tındaymış. Ayrıca Pers-Pontus ve Arap üçgenine yakın bir yerde olması, bir başka zorluğu teşkil ediyordu. Arap Ağa, bu zorluğa rağmen Kızıl Kilise'yi alır. Ölüme gönderilen Arap Ağa, Kızıl Kilise çevresini alıp Abbasi üzerine kayıt eder. O dönem, tapulama işlemleri Mitbulak (Bingöl)'ta yapılmaktadır. Tabii tapu işlemleri halife adına, komutana yapılırmış.

Seyfi Muxundî: Bingöl'ün adı "Çapakçur" değil miydi?

İsmail Aydın: Hayır. Çapakçur da­ha sonra. Zaten Mitbulak, Rumca "Mit"=bin, "bulak"=göl anlamındadır. Daha sonra adı değiştirilip Çapakçur oluyor. Hatta bir dönem "Abu Tahir" olmuş. Çok sonraları Bingöl ismini almıştır.

Seyfi Muxundî: Peki, Arap Ağa'nın yerleşmesi nasıl olur?

İsmail Aydın: Oraya geleceğim. Arap Ağa, Abbasi oyununun farkında olduğu için geri dönme yerine, o böl­geye yerleşmeyi tercih eder. Abbasi geleneğine göre bir komutan fethettiği bir bölgeyi devlet adına kendine mülk edinip yerleşebiliyordu. Abbasiler, ge­leneğe saygı mı, yoksa Arap Ağa'yı kendilerinden uzak olmasını istemele­rinden mi bilinmez, onun bu bölgeye yerleşmesini kabul ederler. Kale ko­mutanlığından ayrılır. Bölgenin vergi­lerini toplaması için görevlendirilir. Zaptettiği topraklardan, bugünkü "Paş" köyünü kendisine mekân seçip yerle­şir. Daha sonra babasını da buraya ge­tirir ve yerleşir. Dersim’li bir kızla evle­nir. İyi çalışması nedeniyle Palu Kalesi'nin komutanı, kendisine "Golan" kö­yüne yerleşmesini ve kendi bölgesinin vergisini de toplamasını ister. Arap Ağa, hayatta iken bu bölgenin bir kı­sım vergilerini toplar ama gelip Golan'a yerleşmek Arap Ağa'ya nasip olmaz. Gelip, Golan'a mekân kurmak, Arap Ağa'nın torunu Osman'ın çocuk­larına nasip olur.

Arap Ağa, "Paş"a yerleştikten sonra bir gün köyün yukarısında, orman için­de ateş yakıldığını görür. Kalkıp ateş yakanların yanına varır. Ateş yakanla­rın üç yabancı olduklarını görür. Otu­rur onlarla konuşur. Konuşmalarından, onların birer "Er" olduklarını, boş in­san olmadıklarını kıvş-keramet sahibi kişiler olduklarını anlar. Bu üç kişinin birisi Seyit Mahmut Kal'dır. Onu, bu günkü Mazgirt'in "Sey Mamudan" kö­yüne yerleştirir. İkincisi, "Seyit Mah­mut Hayrani"dir. O, batıya gider. Üçüncüsünün kim olduğunu bilmiyo­rum ama o da Malatya'ya gider ve oraya yerleşir. Arap Ağa, bir yandan da at yetiştiriciliği yapar. Bölgede büyük bir harası vardır. Bu nedenden dolayı Arap Ağa'nın bir adı da "Arap Ağa-ı Zengî-Zerin'dir (Eyeri altın Arap Ağa)... İşte "Çorîborî" olayı da bu dö­nemde ortaya çıkar.

Seyfi Muxundî: Çorîborî olayı, Golan'da olan bir oluşum değil mi?

İsmail Aydın: Hayır, hayır... Bu daha Paş'tayken olmuştur. Bir gün akşam yemeğine yakın bir zamanda, Der­sim tarafından 40 kişilik bir kafile gelir. Kafilenin amacı, o gece orada kalıp gece yarısı kalkıp evi soymakmış. Hırsızlar kendi aralarında konuşurken evin hanımı, konuşulanları, Dersimli olduğu için anlar. Arap Ağa, misafirler için yemek hazırlanmasını ister. Oysa akşam için sadece ev halkına yetecek yedi kişilik yemek yapılmıştır. Arap Ağa, yemek hazırlanmasını yenileyin­ce, hanım "Çorî borî" (Zıkkım yesinler) der. Yemek hazırlanmaz. Misafir­ler, ev hanımının bu sözü üzerine bir­birlerinin yüzüne bakarlar. Biraz sıkı­lırlar ama çok da memnun olurlar. "Evi soymak için iyi bir bahane" gözü ile bakarlar. Yemek vakti gelir. Sofraya yedi kişilik "zırfet" (kömbe) konur. Yemek yenir ama hiç eksilmez. Olduğu gibi kalır. Bu olay karşısında hırsız­lar korkuya kapılırlar. Doymuşlardır ama hiç eksilme olmamıştır. O gece orada kalırlar. Evi soymaktan da vaz­geçerler. Sabah yola çıkarlar. İçlerinden iki kişi, bu olaydan ders almazlar. Çıkarken biri karasaban demirini (gîsîn), diğeri de kıl yastık doldurulmamış- (balîf) çalarlar. Daha suyun kena­rına varmadan ikisi de korkudan düşerler ve ağızları eğilir. Bu olay üzerine arkadaşları "Xarîk"e gidip bir kurban alırlar. Kurbanlık koç ile birlikte arkadaşlarını da alıp Arap Ağa'nın huzuru­na çıkarlar. Yalvarır yakarırlar, af di­lerler. Arap Ağa, başındaki külahı çıkarır birinin ağzına sürer, ayağındaki çizmeyi de diğerinin ağzına sürer. îkisi de iyileşir. Daha sonra külah Golan'a, çizme de Bingöl ile Kiğı arasında bulunan "Lek" köyüne taşınan Arap Ağa'nın torunları tarafından götürülür. Lek'e gidenlerin bir süre sonra Sünnileşmesiyle hem geleneği hem de kendisi kaybolur. Hâlâ, Lek köyündeki insanlar. "Biz Paş'tan geldik. Arap Ağa'nın torunlarıyız." demektedirler.

Seyfi Muxundî: Peki külah ve Çorîborî ziyareti Golan köyüne nasıl gelir.

İsmail Aydın: Anlatayım. Bizim yöremizde, siz de bilirsiniz, henüz bu kadar bilim gelişmediği bir dönemde, kışın oturup sohbet etmek, kişilerin aile tarihlerini dilden dile aktarılması yaygındı. Bizim Kürt toplumu da böyle an­latımları onurla anlatır. Unutulmaması­nı sağlarlardı. İşte bu tür anlatımın yaygın olduğu dönemlerde yetiştim. Bizim bir amcamız vardı. Adı, İbrahim idi. İb­rahim Laçin, kendisi Arap Ağa'nın to­runlarından Hasan Ağa kolundan. Biz, taşınır?yani ben de Osman Ağa kolundanım. Sonuçta hepimiz aynı soydanız. 1950 yılında öldüğü zaman 90 yaşın üstündeydi. Çorîborî zayiretinin Golan'a na­sıl taşındığının en iyi anlatanıydı. Onun anlatımına göre, "Her ne kadar Palu Beyi, Arap Ağa'ya, Golan'a yerleşmeyi teklif etmişse de, Arap Ağa'ya nasip olmamış. Golan'a ilk ev yapmayı Arap Ağa'nın oğlu Mehmet, Mehmet'in oğlu Osman, Osman'ın dört oğlu tarafından kurulur. Dört kardeş: Mustafa, İsmail, Hasan ve Sadık'tır. Bu dört kardeş, ev yapınca Golan köyü kurulur. Ama "Kulîk" (külah) ve ziyaret hâlâ Paş köyündedir. Sebebi ise Osman'ın kardeşlerin­den Seyithan, amaldir (kör). Külahın kullanılması yetkisi ona aittir. Bu durumu bilen dört kardeş, Golan'a ziyaret evi yaparlar. Amcaları Seyithan'ı ve küllahı alıp Golan'a getirirler."

O günden beri Çorîborî ziyaretgâhı Golan köyündedir. Külahın kullanımında, bir tereddüt ve çekişme kavgası asla olmamıştır. Vasiyetle yetki kime bırakılmışsa o töreni yürütmekle mükellef olmuştur. Töreni yürüten bir ahlaki değer ve takdir içinde yürütür. Çevrede hemen hemen herkes gelir. Türk, Kürt, Alevi, Sünni; herkesin uğrak yeridir. Elimde dilden dile gelen bir aile soy şeceremi çıkardım. Yalnız bu arada bazı babalar unutulduğu için 300-400 yıllık gibi görülür. Bu şecerede, bu sayısı ile Abbasiler'e kadar varmaz. İlk babalar Golan'a kadar net yanlışsızdır, sondakiler de kesin, aradakilerinse bir şey diyemem. Arada unutulan ve yazılmayan var tabi.

Seyfi Muxundî: Dört kardeş buraya mekân kurduktan sonra, bu köyün adını Golan olarak vermişler. Peri Su-yu'nun bu mevkide durgun akıp göl halinde görünmesi ile bir ilgisi var mı?

İsmail Aydın: Değil... Irmak dışın­da burada beş tane göl var.
Birincisi: Gol'a Za (Kuru Göl).
İkincisi: Gol'a Zîl (Kamış Gölü).
Üçüncüsü: Gol'a Sosan (Sason aile­sinin gölü).
Dördüncüsü: Gol'a Kûlî (Çekirge Gölü).
Beşincisi: Gol'a Şilûre (Koruk Gö­lü).
Köy, ismini bu göllerden alır. Köy kurulduktan sonra büyük bir kesim Golan'a gelir. Az bir kesim de "Paş"ta kalır. Paş'ı Kureşanlılar'a bırakırlar. Daha sonraları Paş'a başkaları da yerleşir. Golan'a da daha sonraları başka kişiler yerleri. Bize göre önemli iki aile yerleşir. Gelen iki ailenin ikisi de seyittir. Biri Bava Mansurlu Mala Seyitxan (Seyithan) ailesi, diğeri de Ağu-çanlı Seyit Xıdır (Seyit Hıdır) ailesidir.
Seyfi Muxundî: Biraz da yapılan törenden söz eder misiniz?

İsmail Aydın: Hay hay... Külah, yeşil renklidir. O da yeşil bir bezin içindedir. Biz bu beze "kefen" diyoruz. Tören sırasında külah bezin içinden çıkarılmaz. Hatta arkada bir tutaç yeri var, oradan tutarız. Dış kefeni ile birlikte tören yapılır. Tören genelde Perşem­be akşamları yapılır. Kurbanlar, gündüzden kesilir. Akşam yemek yenir. Yemekten sonra "duazlar" okunur. Dua edilir. Evliya getirilir. Kimileri niyaz olur, kimileri, ağrıyan yerlerine sürer. Kimi alnına sürer. Genelde de başa ve sırta sürülür. Böylece tören sürer. Bitimde, evliya yerine kaldırılır. Köyün diğer üyeleri, gelen misafirleri evlerine götürürler. Tören sırasında bir "Pir" dahi olsa, töreni yürütme yetkisi hane sahibine aittir. 1970'lere kadar İmam Hüseyin Aytaç, bu işi yürütürdü. Ben de kendisine yardımcı olurdum. İmam Hüseyin Aytaç'ın dönemi en görkemli dönem olarak anılır. Bundan sonra gittikçe ilgi zayıfladı.

Seyfi Muxundî: Verdiğiniz bilgi için teşekkür ederim.
İsmail Aydın: Bu tanıtımı sağladığınız için ben teşekkür ederim.

Şimdi, "Çorîborî" efsanesinin önemli ve ilgili bazı özelliklerine dikkat çekmek istiyorum.
1. Yemek olayı: "Bitmeyen sofra", Mezopotamya'nın farklı bölge ve inançlarında (İslam. Ezidî, Manheizm, Zerdüşt...) inançlarında küçük farklılıklarla karşımıza çıkmaktadır.
2. Arap Ağa'nın Abbasi döneminde "Paş"a gelmesi, Dersimli bir kızla evlenmesi doğru ise, bu anlatım, bazı şoven tarihçilerin bu dili "Orta Asya'dan getirme" savlarına ters düşmektedir.
3.Yine Arap Ağa'nın Abbasi zama­nında gelmesi doğru ise, yöreye gelen üç er olayı, bir hayli düşündürücüdür. Bu gibi erlerin, sadece Ahmet Yesevi müridi olma teorisine ters düşmektedir.
4.Ehlibeyt taraftarı olmasına rağmen çocuklarından birinin adının Osman olması ve ziyarete her inanç kesi­minden kişilerin uğraması. Karakocan (Dep) bölgesinin önemli bir konumunu pekiştirmektedir. Çünkü Alevi-Sünni çatışmalarının en az yaşandığı, daya­nışmanın en fazla olduğu bölge burasıdır. Yöre halkı çok iyi bilir. Karakocan (Dep) bölgesi, bu tür çatışmaları ağır bir bedelle değil, hafif olaylarla atlatmıştır.

5) Palu, Pertek, Peri ve Bağin (Pa-xîn) tarihi ile ilgili yazılara baktığımızda, bu konuyla ilgili detaylı ve bize net bir bilgi veren herhangi bir kaynağa rastlayamıyoruz. Ancak Şeref Han'ın "Şerefname" adlı eserinde Palu Beylerinin soyunun belirli ölçüde Arap kökene dayandığını görürüz: "Palu hükümdarlarının soyu Emir Timurtaş bin Emir Muhammed bin Emir İbrahim bin Emir Buldak'a ulaşmaktadır." (abç, s.150)

Emir ve Bin (oğlu) kavramları Arap gelenekli bir tanımlamadır.
Çimşit Bey, Emir Timurtaş'ın yeğenidir. Ölünce oğlu olmadığı için yeğeni Çimşit, Palo(Palu) beyi olur. (agy. s.151). "İran Kızılbaşlarına karşı Osmanlı hükümdarlarının yanında yer alır... Palo, o dönemde Kızılbaşlar tarafından tayin edilen o zamanki yöneticisi ise Türkmen Arabşah adında birisidir... Çimşit Bey, bir Türkmen askerinin kılıç darbesi ile kafatasındaki (üst kemik) bir kısmını alıp götürdü, beyni açıkta kalarak göründü. Cerrahlar bu kemiği yerine koyup diktiler ve yara birkaç gün sonra iyileşti..." (abç, s.151)

Arabşah adındaki kişinin Arap Ağa olup olmadığını bilemeyiz. Doğru ise, bunun Osmanlı dönemine ait bir olay olduğunu hatırlatmakta yarar var. "Cerrah" konusuna değinmemin nedeni ise, bugün hâlâ Karakocan bölgesinde halk arasında kırık-çıkık gibi kemik işleriyle uğraşan halk doktorlarına denir. Bu konuda efsaneleşen ve son derece becerikli olan bir soy vardır: "Mala Çeley" (Çelı Ailesi). Bu ailenin gü­nümüzde yaşayan efsanesi ise Heséy Çeléy'dır. Onun çocuklarının da bu mesleği sürdürdüklerini belirteyim.
Anlatim ismail A. Aziz A.
Reportaj: Seyfi MUXUNDİ
---------------------------------------------------------------------------------------------------- ---------------------------------------------------------------------------------------------------- ---------------------------------------------------
Cori-bori ailesinden ........´in gorüsleri.
Tarihi [değiştir]
Köyün adı Gölan veya Golan cumhuriyetle Yoğunağaç olmuştur. kurucusu ArabAğa'nın (Cengiz) oğullarıdır.Arabağa kardeşlerinden ayrılıp akkuş köyünden bölgeyi yönetmekteymiş.

Gölanlıların atalarından olan ArabAğa Peri nehri kıyısındaki Paş (Akkuş) köyünün ve civarın sorumlusuymuş saruhan'dan tataran'a kadar.Kardeşleri yine karakoçan ohi bölgesine yakın bingöl merkez ve lek köyünden bölgenin yönetimde bulunmuşlar.

Arabağa Paş köyünde 1650/1700 lerde yerleşip Sunni inancının gereği mescit( cami) yapmıştır. Köy ve bu mescid düzgünbaba adlı alevilerce kutsal dağın doğusunda peri nehrinin kıyısında tam kaşısındadır. mescidin minaresinin 2005 de çok az kalıntısı kalmıştı. Mescitten rahatsız olan baba mansurlu alevi dedeleri Osmanlı imparatorluğunun da zayıflamasıyla ve Arabağanın ölümünden sonra, oğullarından Süleyman'ı Paş köyünde öldürtmüşler. "bu cinayet'in başka nedenleri de daha var ancak onu burada yazma zamanı değil"

Süleymanın abisi Osman kardeşinin intikamını almadan önce oğlularını paş köyünden gönderip uzaklaştırmış yani Golan'a bugünkü Yoğunağaç'a gönderen Osman, babamansuralevilerinden intikamını aldıktan sonra Gölana oğlunun yanına çekilmiştir.yani Golan ın kuruluşunun nedeni budur. Golan o dönem Kiğı beyliği ile Palu beylığı ortak sınırlarındadır.Ancak büyük kısmı palu beyliği sınırındaymış ve bu göçten sonra palu beyliği ile de çok iyi ilişkiler kurulmuştur. Daha sonra diğer kardeşleri'de şu anki dersim kureşlilerinin baba mansurların desteğinde yaptıkları baskı ve tacizler sonucu köyü terke zorlanmışlar."babamansurlar daha sonra gelip arabağanın yaptırdığı mescidi yıkmışlardır"Paş köyündeki verimli arazileri bırakmak istemeyen Hüçan adlı büyük abileri ise en son gölan a gelmiştir.
Resim açıklama

Otoritelerinin sarsılmasını hazmedemeyen Baba mansurlar Osmandan intikam için oğlu mustafayı gölan yakınında öldürmüşler. Osmanın diğer oğlu Sadık ta kardeşinin intikamını almış bu mezhep çatışması ve cinayetler ancak cumhuriyet döneminde son bulmuştur...

Golan yamacına çekilen arabağanın oğulları ve torunları burada yaşayabilmek için yerleşime açmışlardır. olaylardan sonra bölgedeki en güçlü Hizol (izol)aşiretiyle işbirliği yaparak varlıklarını sürdürmüşlerdir.
Resim açıklama

Aslen Harzemli olan yoğunağaç köyünün bügünkü sakinleri (büyük kısmı)ecdatlarından kalan emanetler Çur-i Bur-i yada çoribori adlı ziyarettedir. Bu ziyaret Paş dan geldikten sonra da uzunca bir dönem mescit olarak kullanılmış; sonradan ziyarete dönüşmüş. içinde golanlıların atalarının emanetleri vardır .Burada ecdatlarından kalan namazlık ve takke bulunmaktaydı ancak namazlık geçici olarak Arabağanın Bingöldeki kardeşlerinin çocullarına (?) korunup muhafaza edilebilmesi çin emanet edilmiştir tahminimizce baskıdan zarar görmemesi için. ancak Takke veya sarık halen Yoğunağaçtadır. Yöre deki Elazığ, Bingöl Palu Kovancılar ve karakoçan'ın inançlı aileleri bu takkeyi yüzyıllardır ziyaret etmektedir. bu emanetlerin çok büyük şahsiyetlere ait olduğu rivayet edilmektedir(??????)

Harzemşahlar dan sonra mekkeye kadar gittiği sanılan golanlıların atalarının oralarda soylu ailelerle akrabalık ilişkileri kurmaları muhtemeldir ve bu konuda rivayetler vardır. bermekilerle olan olan bağlantıları incelenmelidir.(?)

bu gün bu ziyaret hem sunnilerce hemde alevilerce ayrım yapılmaksızın ziyaret edilmektedir.

Kültür [değiştir]

Çur-i Bur-i : Çoribori Harezemşahlardan gelen ve anadoluya sığınan Gölan Golan Yoğunağaçlıların atalarının beraberlerinde getirdikleri atalarından kalan emanetleri bir zamanlar mescit olarak kullandıkları bu gün ise ziyaret olarak kullanılan Çur-i Bur-i de muhafaza etmektedirler.Bu emanetlerden takke halen mevcut olup Namazlık ise torunlarınca korunamadığından Bölgenin sosyal yapısından dolayı için geçici olarak Arabağanın kerdeşlerinin çocuklarına emanet etmişlerdir. her yıl yüzlerce inançlı insanın geldiği ziyaret halen gölan Yoğunağaç köyündedir. Çur-i bur-i nin bize intikal eden efsanesi Gölanlıların ataları Arabağa Paş Akkuş köyüne yerleşmiş herkesin sevgi ve saygısını kazanmış bir ermiş şahsiyettir. bir gün dersim tarafından 8-10 kişilik bir gurup gelmiş asıl niyetleri hırsızlıkmış Arabağa geleneksel misafir perverlikle gelenlere yemek hazırlanmasını hanımına söylemiş ancak Arabağa'nın ziyaretçileri çok olduğundan evde çok az un kalmış ve eşi de ne hazırlayayım evde birşey kalmadı demiş o da kalan az miktardaki un dan Gömme yapmasını söylemiş bu arada dersimliler odada yanlız kaldıkça ne bulurlarsa çalmak amacıyla almış bir yerlerinde saklamışlar... bu arada çok az miktarda küçük bir kapta hazırlanan gömme o hırsız gurubun önüne getirilmiş...yemeğin azlığından şaşkın olan hırsızlar hemen yemeğe koyulmuşlar ancak yemeği yedikçe yemek azalmamış onları fazlasıyla doyurmuş daha sonra hırsızlar evden çaldıkları tabak çatal kaşık vs eşyayla arabağanın evinden ayrılmış ve peri nehrinden dersim'e geçerken herbirinin başına bir şey gelmiş kimisi felç kimisi lal kimisinın ağzı burnu eğilmiş derken bunun arabağanın evinden sonra olduğunu düşünmüşler ve tekrar peri nehrinden geçip arabağadan af dilemişler ve yeniden düzelmişler... bu ziyaret halen bölgedeki alevilerin de saygı ve sevgisini kazanan Çur-i Bur-i özellikle Karakoçan Palu nun köklü ailelerinin her yıl ziyatet ettiği bir yerdir hatta anadolunun değişik şerhirlerinden gelip ziyaret edenler de vardır. Çur'un anlamı Divanı lügat ı Türkte de Çur kelimesi ziyaretin efsanesiyle aynı anlamdadır. yani çoğalarak artan...muhtemelen harzem dilidir.

350 Yıl Önce Ayrılan Akrabalarının Anlatımı

Isterseniz Cori Bori Efsanesinden başlayayım.

Efsaneye göre bermeki ailesi ilk olarak Elazığ Maden´nin Goroz (Kaşlıca) köyünü inşa etmişler bilinmeyen bir nedenle orada göç edip Bingöl Mendo'ya yakın ormanlık alanda bir köy inşa etmişler ve o köye de Göriz ismini vermişler, orada ne kadar süre kaldıkları tam olarak bilinmiyor.kardeşler ordan birbirlerinden ayrılmışlar, biri sancak ovasına yerleşmiş ve sancak ovasina ilk yerlesim temeli atmışlar, yerlestikleri ilk yere de Lek ismini vermişler. Lek cok,haddindan fazla,alabildiginden fazla, anlamına geliyor. bu aile günümüzde Lekağası ailesi olarak tanınıyor. kardeşin biri de Çapakçur(Bingöl merkezi) yerleşmiş toprağın büyük bölümünü de elinde tutmuşlar bu aileye de Mütevelizade (Mitewli) bu gun bugün hala bu tanınıyor. Kardeşin biri de Karakoçan'ın Golan Köyü'ne yerleşmiş ve Golan'ın ilk yerleşim temelini atmıştır, bu aileye Çoribori ismi verilmistir. Bu Aile Golan'a ilk yerleştikleri zaman tek bir aile imiş, gecenin birinde 15-20 kişilik bir mahküm grubu o bölgeden geçerken oraya yeni yerleşmiş bir evi fark ederler, dersim bölgesinden gelen bu mahkumlar aralarında bir karar verirler: 'Gidelim bu eve önce karnımızı doyuralım sonra evde ne varsa alalım ve evi de yakıp gidelim' diyorlar. Kapıyı calıyorlar yaslı bir dede kapıyı açıp gelenleri içeri buyuruyor, aç olduklari her halerinden belli, ev sahibi "Bugün hala bölgemizin milli yemeği sayılan" Gömme ya da klor karakocan yöresinde zülfet adı verilen yemeği hazırlayıp 20 kişinin arasına indiriyor, yemek o kadar azmış ki bir kişiye ancak yetecekmiş, mahkumlar alaylı bir şekilde birbirlerine bakıp gülüşmüşler, bu davranış yasli dedeyi rahatsiz etmiş, yaşlı dede tekrar beyler buyrun sofraya deyince,mahkümlar kahkaha atarak gülmüşler yemeğin cok az olduğuna işaret ederek zazaca olarak( ma çori bori) ci esto ma ci bori, Türkçesi: biz zıkım yiyelim ne var ki biz ne yiyelim. YaŞli dede yavaşca yemeği alıyor bir dua okuyup yemeğe üflüyor ve sofraya indiriyor, buyrun beyler yiyin size de yetmişyedi sülalenizede yeter diyor.Yemek yemeye baslayan mahkumlar karınlarını doyurduktan sonra yemeğin daha yarısınden fazlasını sofrada kaldığını görünce şok oluyorlar, özür dileyip evden ayrılıyorlar. gördükleri bu mücizeyi gittikleri her yerde anlatıyorlar,. bu aile de CORIBORI adını ordan almıslar. Bu ailenin atalarından kendilerine yadigar kalan bir cift Mes(ayakkabi) birde Fes var, mes´in bir tanesi Mütevelizade Ailesinde, Mes´in bir tekide Lekağasi Ailesi'nde, Fes ise Coribori Ailesi'ndedir, Bu üc parça Ata yadigari hala korunmaktadir. İnsanların aynı dilin ayrı lehçelerinden konuşmak akrabalık bağı olmaz anlamına gelmez, ocakzadelik ocağa tapmak yada ziyarete tapmak bilindiği gibi islamiyet öncesi inançlardan günümüze intikal eden kültürün ürünüdür her toplum hangi inanca geçerse geçsin üc bin bes bin yıl önceki kültürünü inancının bir kısmını günümüze kadar taşınmıştır.Bu üç ailenin ilişkileri 1970 'li yıllarda kopmaya baslamıştır. ondan önce Çoribori ailesinde Ağa, İmam Hüseyin, Zeki Aytas. Mütevelizade ailesinde H. Vahap ,Zeki Mütevelizade. Lekağası ailesinde,H.Ağa Balık, Mir Ahmet Bayat,Reşit Bayanay,Veysi Baybars, bu grup arasında ilişkiler cok iyi idi, tüm brokratik işlerini danışarak beraber karar verirler idi . Unutmadan şunuda belirteyim Çoribori ailesi kesinlikle İzol asiretine mensup değildirler. Bölgede azınlıkta kalıp gölgelerine sığınmış olabilirler,inanc olarakta kizilbaşlarla uyum halinde yaşamışlardır,inanç olarak hanefi mezhebine mensup olmalarına rağmen inaçlarının gereğini yapmadıklarından dolayı kızılbaş olarak tanınmışlardır ,inanç ayrılığı ırk ayrılığı anlamına gelmez. Örnek: Sadi aşiretinin yarısı kızılbaş yarısı sünnidir.İzol aşireti aynı keza. Sipkan aşireti yarısı ezdi yarısı sünnidir.Eğer hala celişkiniz varsa bir örnek daha vereyim Türkiye'deki türkler müslümandır ama orta asya ve kafkaslarda yaşayan türkler bir kısmı hristiyan bir kısmı budist bir kısmıda samanisttir. Yazının aslı bayanay yasin tarafından yazılmış olup
http://www.bingolx.com/ sitesinden orjinaline ulaşabilirsiniz.

Kaynak Yogunagac vikipedi.

 

yasin bayanay

Yorum Yaz